Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Özel Arama

Kardemin Diyari

15 tane "aşk hikayesi" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"aşk hikayesi" tagli diger ogeler resimler , videolar
 

Aşk Hikayesi - Herşeye Rağmen

Bugün ilk defa senleyken geçirdiğim sensiz günlere lanet ettim. Birlikte ama ayrıydık. Ne tuhaf değil mi, birbirimize bir nefes kadar yakın ama bir o kadar uzaktık. Aslında uzak olan sendin. Hep sustum seni kaybetmemek için, sen de bunların hakkını vererek! Çekip gittin. Yalnız ve sensiz olan beni bir kez daha yalnız ve sensiz bıraktın.

Hatırlıyor musun giderken, bana: “ çok farklıyız, olmuyor…” demiştin. Evet çok farklıyız haklıymışsın; çünkü sen sevmeyi ve sevilmeyi bilmiyormuşsun.

Gidişine üzülmedim desem yalan olur, bütün yaptıklarına rağmen seni hala seviyordum. Benden uzakta olsan da varlığını bilmek beni mutlu ediyordu.

Şimdi düşünüyorum da aradan bir yıl geçti. Bugün gidişinin yıl dönümü gittiğin günde hava karanlık ve hüzünlüydü bugün de öyle… Bu ayrı geçen! bir yıl içinde senle hiç görüşmedik. İçimdeki ateş her geçen gün biraz daha arttı, seni unutmaya çabaladıkça biraz daha sevdim, bağlandım. İçimdeki sorgulamayı hiç yapmadım, ayrılığın hesabını sormadım, hep doğru zamanı bekledim.

Bugün; beraberken gittiğimiz bizim ağacımız dediğimiz ağaca gittim, biraz sonra sen de geldin. Açıkçası bunu beklemiyordum çünkü; “ Biz çok farklıydık unuttun mu?” Yanıma geldin ve anlatmaya başladın:

“ Pişmanım! Affet beni sana acı çektirdim. Bu bir yıl içinde beni ne kadar çok sevdiğini, sana neler çektirdiğimi daha iyi anladım. Ve daha iyi anladım sensiz olamayacağımı. Affet lütfen! Biliyorum hala seviyorsun beni, unutamadın.

Resimlerime bakıp hala ağlıyorsun, ismim geçtiğinde boğazında bir şeyler düğümleniyor ve gözlerin doluyor. Ve biliyorum hasret sana da zor geliyor. Lütfen affet! Aşkımız son bir şansı hak ediyor. Seviyorum seni… Biliyorum sen de seviyorsun. Susma! Bağır, azarla, küfret ama bir şeyler söyle. Seviyorum… Seviyorum seni!..”

Bir süre birbirimize bakıştık, içimdeki sorgulama başlamıştı seni gördüğüm an, kalbim doğru zamanı seçmişti. Bir yılımı adadığım deliler gibi sevdiğim, istese canımı verebileceğim kaybetmemek için her yaptığına katlanmış olduğum ve bunun karşılığında birazcık sevgiyi benden esirgeyen ve çekip giden adam; acı, gözyaşı ve isyanla geçen bir yıldan sonra gelmiş beni sevdiğini söylüyor, af diliyordu. Ne yapmalıydım? Önümde iki seçenek vardı; ya kalbimi dinleyecek aşkıma yeni bir sayfa açacak her şeyi unutacaktım, ya da mantığımı dinleyip gururumu bir kez daha çiğnetmeyecektim.

Beynim durmuştu, ne yapmam gerektiğine bir türlü karar veremiyordum. Aklıma bir sürü soru geliyordu. Eğer beni hep sevdiyse neden bugünü beklemişti, neden hiç aramamıştı. Aklım iyice karışmıştı.

Yaşadıklarımı unutabilir miydim? Ona yeniden nasıl güvenebilirdim? Başım fena bir şekilde ağrımaya başlamıştı, sanki çatlayacak gibiydi. O ise bana bakıyordu yalvarır gözlerle. Hiç bir şey söylemeden arkama döndüm ve yürümeye başladım. Biraz ilerledikten sonra “ Dur!” dedi. “ Hiçbir şey söylemeyecek misin?” Bir an duraklasam da yürümeye devam ettim.

Eve geldiğimde hala düşünüyordum, ne yapmalıydım? Onu unutamamıştım, hala deliler gibi aşıktım, bir yıldan sonra onu bugün gördüğümde içim bir tuhaf olmuştu, gözlerine baktığımda bana çektirdiği bütün acıları unutmuştum. Aslında onu çoktan affetmiştim; ama güvenemiyordum, bir kez daha çekip giderse bu defa dayanamazdım onsuzluğa.

Bu düşünceler içinde otururken gece olmuştu, pencere kenarına gelmiş yağan yağmuru izliyordum, yağmurun sesi huzur veriyordu, sanki aşk sözcükleri fısıldıyordu kulağıma. Bu gece içim daha da yanmıştı, bir yıldan sonra yalnızlık ilk defa bu kadar acı vermişti, konuşmak istiyor ama konuşamıyordum. Bir yandan hafif bir müzik bir yandan yağmurun sesi gözyaşlarımı akıtmıştı. Evet direnmenin bir anlamı yoktu, seviyordum onu… Bir ara aşağı baktım, sokakta yalnız bir kişi vardı, gecenin bir yarısı delirmiş olmalı diye düşündüm hem de bu yağmurda. Demek yalnız değilim, diye geçirdim içimden bir an. Adam bana doğru bakıyordu elinde bir beyaz gülle. Dikkatlice baktığımda onun olduğunu anladım biraz baktıktan sonra aşağı inmeye karar verdim indiğimde o yoktu, hayal gördüğümü anladım.

Gitmeseydi her şeyi unutup boynuna sarılır bir yılın hasretini, acısını dindirseydim diye geçirdim içimden ama o yine gitmişti, hem de hiçbir şey söylemeden.

Lanet ettim, bağırmaya başladım “ Neden… Neden?” diye haykırdım. Gözyaşlarım yağan yağmura karışıp gidiyordu. Kalbim fena bir şekilde acımaya başlamıştı, dayanamadım daha fazla dayanacak gücüm kalmamıştı dizlerimin üzerine oturdum sırılsıklam olmuştum ama yüreğimdeki ateş sönmüyordu. Biraz sonra omzumda bir el hissettim, kim olabilirdi ki? Bir ses “ Kalk ayağa lütfen, ağlama” dedi. Bir an rüyada olduğumu sandım ama değildi, karşımda “ O” vardı. Gitmemişti, bu defa yanımdaydı. Bir tokat patlattım yüzüne “ Vur “ dedi. “ Vur, hakediyorum ben bunu… “Neden? ” diye ağlamaya devam ettim ve daha fazla hasretine dayanamayıp boynuna sarıldım, ayrı geçen bir yıla inat hasret giderdim. “ Sana bir şey vermek istiyorum.” Dedi. İkimizde sırılsıklam olmuştuk. Önümde diz çöktü, ellerimi tuttu ve gözlerime bakarak:

“ Bugüne dek sana bir çok acı çektirdim, canını acıttım, kalbini kırdım. Ayrılığın sebebi de bendim geçen bir yıl içinde seni hiç görmediğimi, merak etmediğimi sanıyorsan yanılıyorsun. Hani ayrıldığımız ilk günden itibaren her gün evine gelen bir beyaz gül var ya hani kimden geldiğini bir türlü çözemediğin; işte onlar sana benim hediyemdi. Daha ayrıldığımız ilk gün içime bir kor düşmüştü ama yüzüm yoktu sana dönmeye. Biraz zaman geçmesini bekledim ve aradan tam bir yıl geçti. Beni sevdiğini, unutamadığını biliyordum, inan bana bu bir yıl süre zarfında her geçen gün sana olan aşkım bir kat daha arttı. Ve bugün benden hep beklediğin o iki kelimeyi söylemeye seni sevdiğimi söylemeye geldim. Evet seni seviyorum. Deliler gibi aşığım sana. Ömrümün sonuna kadar yanımda olmanı istiyorum. Bu deli aşığa son bir şans verir misin? Son nefesimi verene kadar yanımda olur musun?

Hayatımın aşkısın, hayatımın kadını olur musun, yaptığım her şeye rağmen? “

Şaşırmıştım ne diyeceğimi bilemiyordum demek her gün istisnasız gelen beyaz gülleri o göndermişti.

Bana bu günde bir beyaz gül getirmişti. Gülün sapında bir çift yüzük vardı. Elimden yüzükleri aldı ve bana ait olanını parmağına taktı. Sarıldık birbirimize. Cevabımı sorduğunda ise;

“ Herşeye rağmen seni seviyorum ve ömrümün sonuna kadar yanında olacağıma aşkımın her geçen gün artacağına söz veriyorum…

Etiket :aşk hikayesi
Casper_m
17 Eylül 2008
19:12
Yorumlar :0
 
 
 
 

Nereden Sevdim O Zalim Kadını - Aşk Hikayesi

  Hüzzam makamında bir aşk hikâyesi

Selahattin Pınar - Afife Jale

Sahne 1:
1902 doğumlu Selahattin Pınar, Ticaret Mektebi'ni bırakıp müziğe başladı. Oysa babası eski Denizli milletvekili Sadık Bey, onun hukukçu olmasını istiyordu. Bir gün Denizli'den gelen eşraf için kurulmuş bir sofrada Sadık Bey'e oğlunu sordular; Selahattin de sofradaydı. Sadık Bey o yokmuş gibi "Selahattin çalgıcı oldu" dedi.
Selahattin ayağa fırladı ve "Babacığım, rica ederim, ben çalgıcı değil, sanatkârım" diye diklendi.
Sadık Bey, pek sevimsiz bir küfürle yanıtladı bu çıkışı...
Bunun üzerine Selahattin Pınar, ceketini alıp sofrayı terk etti.

Kapıdan çıkarken döndü ve şöyle dedi:
"Babacığım, bir gün gelecek, benim adımla anılacaksınız."
Sadık Bey, yanı başında bulunan gaz lambasını oğluna doğru fırlattı. Çıkan yangını güç bela söndürdüler. Selahattin kapıyı çarpıp çıkmıştı bile...
Asla baba evine dönmeyecekti.

2341

Sahne 2:
1902 doğumlu Afife Jale, İstanbul Kız Sanayi Mektebi'nde okuyordu. Ama onun aklı tiyatrodaydı. Oysa Müslüman kadınlara sahneye çıkmak yasaktı. Buna rağmen 16 yaşında talebe olarak Darülbedai'ye başvurdu ve kabul edildi.Babası Hidayet Bey, kızını bu sevdadan vazgeçirmek için çok uğraştı. Başaramayınca sertleşti. Ona "Fahişe" dediği bir gün  "Benim Afife diye bir kızım yok" diye gürledi.
Zaten Afife artık sahnede, "Jale" adını kullanıyordu. Sanatı için baba evini terk etti.

2340
 

Sahne 3:
Hicaz makamındaki o Selahattin Pınar bestesindeki gibi, "Bir bahar akşamı", rastlaştılar. İstanbul Kuşdili çayırında... Hafız Burhan konserinde... Selahattin Pınar, üstadın arkasında tambur çalıyordu. Nicedir saz salonlarının en sevilen besteci ve icracılarından biriydi. Afife Jale ise Darülbedai'de sahneye çıkarak "Tiyatrodaki ilk Müslüman kadın oyuncu" olarak tarihe geçmiş, ancak tiyatro zaptiye tarafından basılınca kapı önüne konulmuştu. İşsiz, sahnesiz ve kimsesizdi.

Acısını yatıştırıcı haplarla dindirmeye çalışıyordu.
İkisi de 25 yaşındaydı.
Belki de güftedeki gibi "İçimde uyanan eski bir arzu/ dedi ki

 Yıllardır aradığım bu/ şimdi soruyorum büküp boynumu/ Ah, daha önceleri neredeydiniz" dediler. Ve evlenmeye karar verdiler.
   
Sahne 4:
Gençliklerini acılar içinde harcamışlardı.

Evlenince hayat boyu ıskaladıkları her şeyi birlikte yapmaya çalıştılar.

Evde saklambaç oynadılar. Bahçede enginar yetiştirip yarıştırdılar.

 "Bir çocuk resmi" kıvamında şiirler yazdılar.
Pınar çaldı; Afife dinledi.
Ancak güzel günler uzun sürmedi.
Afife, tiyatrosuz yaşayamıyordu ve tiyatronun boşluğunu uyuşturucularla dolduruyordu. Suriyeli bir eczacı onu morfine alıştırmıştı. Selahattin Pınar, bir gün eşinin öğle uykusu için çekildiği odasının anahtar deliğinden içeri baktığında, damarına morfin şırınga ettiğini gördü ve çöktü. Morfin için eczacıyla ilişkiye girmişti Afife...
Ama Pınar, eşine öfkeden çok, merhamet duyuyordu.Onu hayata döndürebilmek için çırpınmaya başladı. Sürekli melankolik besteler yapar olmuştu. 
   
Sahne 5:
Çırpındılar, bu gidişi geri çevirebilmek için...
Olmadı!
Selahattin Pınar, kendisi de morfin tuzağına düşer gibi oldu. Bunun üzerine Afife, "Terk et beni" diye yalvardı ona... "Yoksa sen de mahvolacaksın, bırak beni gideyim" dedi.
Pınar, 6 ay sonra Afife Jale'yi terk etti. Şimdi ikisi için de en kötü yıllar başlıyordu. Afife, kimsesiz ve beş parasız, tenha parklarda yatıp kalkar, aşevlerinde karnını doyururken ayrıldığı eşinin kendisinin ardından yazdığı şarkıları taş plaktan dinleyip ağladı. Ayrılık acısını yeni bir evlilikte dindirmeyi deneyen Selahattin Pınar ise hiç birlikte yatmayacağı bu kadından kısa sürede ayrıldı.
   
Son sahne:
Afife Jale, kimsesizliğinin, terk edilmişliğinin, yoksulluğunun son durağı Balıklı Rum Hastanesi'nde, bir deri bir kemik veda etti hayata...
Ölümü, gazetelere haber bile olmadı. Cenazesine 4 kişi katıldı. Mezar yeri de mektupları ve fotoğraflarıyla birlikte kaybolup gitti.
Unutuldu...
Selahattin Pınar, Afife'nin ölümünün ardından paraladı kendini... Nice ölümsüz, hicran dolu besteye imza attı. Son katıldığı radyo programında "Hatıralar" şarkısını seslendirdi:
"Beni de alın koynunuza hatıralar/
dolanıp kalayım bir an boynunuza hatıralar"
Bir süre sonra müdavimi olduğu Todori meyhanesine gitti; doktorların yasak ettiği ne varsa hepsini ısmarlayıp sofrayı döşetti. Rakısını yudumlarken son nefesini verdi. "Her yıl ölüm yıldönümümde mezarıma bir büyük rakı dökün" diye vasiyet etti. Son yolculuğuna mezarlıkta kendi bestesi çalınarak uğurlandı:

"Söndü yadımda akisler gibi aşkın seheri..."

10ua4

Nereden sevdim o zalim kadını
Bana zehir etti hayatın tadını
Söylemem sormayın asla adını
Bana zehir etti hayatın tadını

Etiket :aşk hikayesi
Casper_m
23 Ağustos 2008
22:17
Yorumlar :0
 
 
 
 

Dolunay

dolunay
 

Çoook çok eskiden, yeşil bir vadinin içinde bir Irmak kıyısında kurulu bir köy varmış, taa dünyanın öbür ucunda.
Çok eski dedik ya, o zamanlar gündüzleri pek güneşli geçermiş, geceleri hep yıldızlı olurmuş, bulutlar olmadıkça.
Köy sakinleri tarımla uğraşırlarmış, hayvanlar avlarlarmış, uçsuz, bucaksız arazilerinden, sularını, kaynağı çok uzakta olan köylerinin içinden geçen, ırmaktan alırlarmış.
Köyde herkes birbirini sever, sayarmış.
Köyde bir tek kişinin kalbinde, öyle büyük bir sevgi varmış ki, bütün köyünküne bedelmiş;
Dolun'un İntera'ya olan aşkıymış bu.
Kız, Dolun'u bilirmiş de tanımazmış yakından.
Dolun dayanamamış; bir gün gitmiş kızın yanına, sormuş İntera'ya onunla evlenip evlenmeyeceğini.
İntera demiş ki, Dolun'a: "Evlenirim evlenmeye ama benim isteyenim çoktur, her gelen kişiden aynı şeyi ister benim babam. Ancak babamın bu isteğini yerine getiren benimle evlenir.
"Dolun şaşırmış. "Sensin benim kalbimin sahibi" diyerek başlamış sözüne "Senin dileğin benim için bir emirdir, söyle isteğini hemen yapayım" demiş aşkına. İntera demiş ki; "Bir çiçek vardır; yaprakları gümüşten tomurcukları elmastan, onu ister babam, benle evlenmek isteyenden". Dolun, "Bekle beni" demiş İntera'ya,"hemen gidip getireyim o çiçeği ama nerededir yeri?
"İntera parmağıyla göstermiş akan ırmağı;
"işte bu ırmağın kaynağındadır der babam, kırk gün yürümek gerekirmiş oraya varmak için ama bir giden bir daha gelmedi şimdiye dek çünkü oralar büyülüymüş derler, giden geri gelmezmiş çünkü, buralardan çok daha güzelmiş oralar.
Dolun; "Senden daha güzel ne olabilir ki, bu dünyada" demiş İntera'ya "Döneceğim, o çiçekle, döneceğim çünkü seviyorum seni, çünkü sensiz anlamı olmaz benim için o güzelliğin".
Dolun çıkmış yola sonra.
Kırk gün yürümüş ırmağın yanından. Hep ne kadar sevdiğini düşünmüş İntera'yı yol boyunca.
Aklındaki İntera'ymış, tek amacı ise; o çiçek.
Kırkıncı gün kalkmış Dolun sabah erkenden, yüzünü yıkamış ırmaktan, anlamış çok yaklaştığını kaynağına ırmağın suyunun serinliğinden.
Devam etmiş yoluna sonra. Biraz sonra varmış kaynağa, bütün yeşilliklerle çevrili bir göl varmış kaynakta, gölün ortasında bir adacık, adacığın üstünde de o çiçek duruyormuş.
Anlamış İntera'nın anlattığı çiçek olduğunu, güzelliğinden.
Yüzmeye başlamış adaya doğru hemen.
Adaya çıkınca karşısında bir adam belirmiş Dolun'un.
Adam Dolun'a; "Her gülün bir dikeni, koruyucusu olduğu gibi, bende bu çiçeğin koruyucusuyum, eğer almaya geldiysen; ben Salut, izin vermem buna" demiş.
Dolun şaşkın ve de kararlı bir tonla
"Ben o çiçeği alacağım sonra aşkıma kavuşacağım" demiş. "Hiç bir şey beni kararımdan çeviremez".
"O zaman beni biraz dinleyeceksin" demiş Salut...
"Sana neden koparmaman gerektiğini anlatacağım, eğer halâ ikna olmazsan o zaman izin veririm almana". Dolun ikna olmuş ve çökmüş yoncaların üstüne, başlamış dinlemeye...
"Eğer bir şeyi çok fazla istersen ve engelin yoksa önünde; onu alırsın.
Hayat da böyledir, insan engelleri aşarsa yaşamına devam edebilir. Bu çiçek de sadece yaşam için bir şeyler yapacaksan engelleri kaldırır önünden çünkü, onun da bir görevi var. Bu çiçek, sadece 28 gecede bir açar yapraklarını ve döker parlayan tohumlarını göle, bu sayede buradaki sular yükselir ve ırmaktan taşar gider zamanla. Bu ırmak sayesinde yaşar bu doğadaki yeşillikler, insanlar, hayvanlar." demiş Salut. Dolun başlamış düşünmeye, eğer çiçeği koparırsa kavuşacaktır sevdiğine ama kuruyacaktır ırmakları bunun yanında.
Sonunda çiçeğin başına çöker kalır Dolun.
Gümüş yapraklarında kendini görür Dolun, çiçeğin.
Yanında İntera vardır ama niye mutsuzdur ikiside.
Aslında kalbindeki tek endişeyi görür Dolun.
Zaman geçtikçe Dolun'un düşünceleri yoğunlaşır kafasında.
Mutsuzluğunu düşünür, çiçeksiz, İntera'sız bir yaşam düşünür.
Koparamaz çiçeği günlerce Dolun, artık yaşamaktan zevk almaz şekilde sadece aşkını düşünerek beklemeye başlar olacakları.
Bir gece çiçek tohumlarını bırakırken göle bir tomurcuk da Dolun'un sertleşmiş kalbinin üstüne düşmüş, aniden Dolun kalbindeki aşkının büyüklüğü kadar kocaman bir taşa dönmüş, taş o kadar büyükmüş ki, dünyaya sığmamış, gökyüzüne yükselmiş ve Dünya ile dönmeye başlamış.
Böylece Ay olmuş Dolun'un kalbi Dünya'ya.
O günden sonra sadece 28 gecede bir göstermiş
Dolun kalbinin tüm yüzünü, aşkının bütün parıltısını diğerlerine; sadece o gecelerde aydınlatmış Dünya'yı aynı çiçek gibi...

Etiket :aşk hikayesi
Casper_m
26 Haziran 2008
18:12
Yorumlar :0
 
 
 
 

Gerçek Aşk Var Mıdır

Ve hayatın devam ettiğine dair bütün söylem ve söylentiler. Aldatmanın en önemli bahanesi bunlar değil midir?

 Bu araştırma; aşk acılarını biraz olsun hafifletebilmek, aşkı daha iyi anlayabilmek için yapıldı...

Derin'den...Gerçek aşk var mıdır? Varsa, ne amaca hizmet eder.

 Bu sorunun cevabını kimse net olarak vermeyecektir, evet aşk vardır belki, ama gerçek aşk. Açıkçası ben inanmıyorum, aşkın gerçekliğine, kalıcılığına, saflığına ya da bu tip zırvalıklarına. İki insan birbirini ne kadar çok severse sevsin, kimse karşısındakine ölene dek sadık kalamıyor. Bahsettiğimiz gerçek aşksa, ki öyle, en sıradan bir göz süzmeyi bile taşıyamaz bünyesinde. Eee hangimiz yakışıklı bir adam gördüğümüzde gözlerimizle yemiyoruz ki? Hadi o esnada tok numarasına yatıp almadık, adam gelip de ne kadar güzel bir bayan olduğumuzu söyleyese tersleyebilecek miyiz? Bir bakmışız ki, adamla inceden inceye flört durumları. Tabii sadece 10 dakika belki daha da az ama son derece masumane. Yani kıssadan hisse gerçek aşk kaldıramaz böyle durumları, o zaman gerçek aşk olmaz.

Şimdi gelelim hikayeme. Seneler önce çok yakışıklı bir genç tanıdım. O istedi benimle tanışmayı. Her şeye rağmen iyi ki de istedi. Onunla yıllarımı paylaştım ve kimseyi sevemeyeceğim kadar da sevdim. O varken yok gibiydi, yanımda başka birinin varlığı olduğunu bile unutuyordum. Çok zaman oldu, çünkü biz tektik. O başka biri gibi asla olamazdı. Başkaları gibi üzmezdi beni, en ufak sitemine kırılırım diye içine atardı dertlerini, üzülürüm diye ağlamayamazdı bile. Beni ölünceye dek seveceğine söz verdi, bana bir insanı sevmenin ne kadar güzel olduğunu öğretti. Ayrı şehirlerde okumamıza rağmen senenin 6 ayını benim yanımda benim evimde geçirdi. Hiçbir şey yapmadan, her gün benim okuldan gelmemi bekledi sadece. Bir gün bile sıkıldım dediğini duymamışımdır ya da bensiz çıkmak istediğini.

Çok düşündüm, "Acaba ne yaptım da bana bu kadar bağlandı" diye, kendisine de sormadım, biz birbirimize böyle sorular sormazdık hiç. "Hangimiz daha çok seviyor geyiğimiz" de olmadı ya da "biz ileride ne olacağız" durumları. Tanıştığımız gün aslında birbirimize söylemesek de, evlenmeye karar vermiştik. Çok sevdim anlayabiliyor musunuz? Onu annesinden bile çok sevdim. Yaşadığımız kentte sevdamıza şahit olmayan kimse kalmamıştır herhalde. Koskoca stadın tıklım tıkış dolu olduğu bir anda seyircilerin arasından fırlayıp mikrofonu solistin elinden kapan bir aşık sizce ne yapar? Evet tahmin ettiğiniz şeyi yapar, bir de ukalalık edip "Ben de seni seviyorum" diye haykırır. Seneler geçti, birbirimizi hep sevdik. Onun sevgisinin, ilgisinin azaldığını hissetmedim hiç. Sadece bir yaz...

Bir yaz ailemle yazlığımıza gittim, bir hafta sonra da o gelecekti. Ama işlerini halledemediğinden gelemedi bir türlü, çok bunalmıştı, tatil yapamıyordu. Seneler sonra ilk defa kavgalar başladı, güvensizlikler, hakaretler. Ve bir gün alyansımı kaybettiğimi ona söylediğimde sinirden bağırıpı çağırdı. Bana, en sevdiğine, kıyamadığına... Telefonlarımı cevaplamamaya baladı ve o gün kalkıp bulunduğu kente gittim. Ne arkadaşı açıyordu telefonunu, ne de o. Her zaman birlikte gittiğimiz cafeye gittim. (Ayrı hiç gitmemiştik oraya, sadece ikimiz birlikteyken gideceğimize söz vermiştik, orası bizimdi çünkü. İlk tanıştığımız sene her gün oraya giderdik, ne güzel günlerdi...) Ve gördüm onu, iki kız, üç erkek oturuyorlardı. Beni görünce dondu, öylece kalakaldı ve ben gidene kadar da hareket edemedi. Kızları tanıyordum ama yine de bir tanesine güvenmiyordum, zaten hissediyordum birtakım şeyler. Telefonda konuşurken öteki telefonu çalıyor, arkadaşları imalı sözler ediyor. Bir keresinde şüphelerimi söyledim ve ağır bir azar işittim. Böyle bir şeyi ona nasıl sorabilirmişim? Aman tanrım bu benim sevdiğim adam mıydı?

Akşam konuştuk, rastlaştıklarını söyledi. Alyans olayına kızgın olduğu için açmamış telefonunu, ama kızlardan biri benim suratıma bakamadı. Ne demekti bu, üstüne düşenmeye değer miydi? Bundan çıkarmam gereken bir sonuç var mıydı? Ve ben ne yaptım biliyor musunuz, ona inandım.

Bunalmıştı, ben orada tatil yaparken, o bu iğrenç kentte yapayalnız kalmıştı. O gece çok sarıldı, sımsıkı. Bilemezsiniz... Aradan 10 gün geçti, işleri yoluna koyduk, beraber gittik yazlığa. Aslında hiç adetim değilken, ilk defa mesajlarını okumaya karar verdim, sanırım Tanrı beni seviyor. Gitmeyenler kutusunda bir mesaj. "Kesin bana yollayacaktı" dedim içimden, başka kimle mesajlaşıyor ki...

Okudum... Ne yapmalıydım şimdi? Ağzımdan çıkan ilk kelime ne olmalıydı? Ağlayacak mıydım, kovacak mıydı, bağırıp çağıracak mıydım? Ne yapacaktım, inanır mısınız, mesajı sadece bir kez okuyabildim ve hafızamdan iki dakikaya kadar silindi. Şok dedikleri bu olsa gerek. Mesajda hatırladığım tek bir cümle var: "Eski sevgilin sevdiğim bir arkadaşım, bunu ona yapamam." Eee peki ben ne olmuştum, ben kimdin onun hayatında? Bu iğrençliği ben hak ediyor muydum, bana yapabilir miydi?

Sordum... Mesajını okuduğumu anlayınca yüzünü yastığa gömdü, "Yattım onunla" dedi. Birkaç arkadaş bize geleceklerdi, kapıyı açtığımda o da vardı, "git" diyemezdim. Çok içmişim, kız yatağa geldi.

"Tamam" dedim anlatma. Yıkılmış görünüyordu, durmadan ağlıyordu, valizini hazırlamaya başladı, ama tansiyonu düşmüştü, bayılmak üzereydi. Beni hak etmediğini söylüyordu sürekli. Bense dinleyemiyordum bile. Dünya başıma yıkılmıştı, inandığım tüm değerler kaybolmuştu bir anda, hayatımda son şiddetiyle bir deprem meydana gelmişti, bense enkazın altında öylece yatmış bağıramıyordum bile. Hayatta olduğumu gösteren tek işaret yanağıma akan göz yaşlarıydı. Senelerini verdiğin adam evlenmenize iki ay kala seni aldatsın ve sen bunu herkesten sonra öğren.

Gidiyordu işte, bir hata yapmıştı ve diyetini ikimiz de ağır ödeyecektik. Ama ben hazır değildim, hem yüzleşmeliydi, yok öyle kolay değildi işte. Bütün sorularıma cevap verecek, o yaraları da açtığı gibi kapamasını bilecekti. Kendimi ikna etmeliydim hala çok seviyordu beni, bensiz yapamayacaktı. Perişan halde yok olup gidecekti.

Kalması için uğraştım, ikna oldu, ikimiz de birbirimizin yaralarını sardık. Utanıyordu, gözlerime bakamadı bir müddet, elimi tutamadı. İkimizin de yardıma ihtiyacı vardı. Birbirimize yardım ettik. Sanki bizi üzenler başkalarıymış gibi birbirimizin omuzunda ağladık. Ve bir gün ona sordum, "mesajda niye öyle yazdın" diye. Kadının başka hiçbir bahaneyi kabul etmediğini söyledi, "ikinci kadın olmaya razıyım, yeter ki benimle ol" demiş. Halbuki evli bile değildik o zaman.

Onu affettim, tanıdığım herkes doğru bir karar verdiğimi düşünüyor. Ben de öyle, şimdi evliyiz olayın üzeriden 4 koca sene geçti. Her şey eski halinde artık. Ama gördüğünüz gibi gerçek aşk yok maalesef. Aşk, gerçek, yalan dinlemiyor.

Etiket :aşk hikayesi
Casper_m
24 Haziran 2008
22:20
Yorumlar :0
 
 
 
 

Seni Ölüm Gibi Sevdim

Aşk sen nasıl bir hastalıksın. Sevdikten sonra uzak olduğun kadar, seni acıttığı kadar bağlanıyorsun ona. Kendine yüz kere söz versende, çözülüyorsun onun karşısında. Onun yerini hiçbir şey tutmyor. Sevsen mi, kıskansan mı, tapsan mı, nefret mi etsen. Yoksa tüm bu duyguları sırasıyla mı yaşasan. Anne sevgisi gibi, baba sevgisi gibi, doğacak çocuğunun sevgisi onda vücut bulmuş gibi, tüm sevgilerin toplamı gibi. Bu başka bişey bunun tarifi yok ki.

Ondan başkasını düşenmiyorsun artık. Her köşe başında sanki onu göreceksin. Bu ona şu kadar benziyor diğeri bu kadar. Bunun yürüyüşü, öbürünün boyu, bakışı, duruşu benziyor. Sanki herkes onun gibi olmaya çalışıyor, ama hiç kimse onun yerini tutmuyor. Sanki en doğrusu, en güzeli onda birleşmiş. Keşke bir sürpriz yapsa, en umulmadık yerde ve zamanda çıksa karşına. Bir fırsat olsa da ondan hiç ayrılmasan. Yolda yürürken ensenden esen ılık rüzgar değil de onun nefesi olsa keşke. Yer sanki ayağının altından kayıyor. Onu düşünürken ne kadar zaman geçtiğini bile anlamıyorsun. Onu düşlemek, onun sessizliğini dinlemek bile ne kadar güzel. Rüyalarında bile o var artık. En güzel rüyaların ve en büyük kabusların onun üzerine kurulu. O var ve artık yaşamdaki her zerreciğin, her kişinin senin için anlamı, duruşu farklı. Artık duyguların tam ve tam hissindesin. Tüm duyguların onun üzerine kurulu. Artık o var ne güzel ve artık sadece o var.

İçinde inceden bir korku. Ansızın gidecek sanki. Her telefon çalışında, her duraksayışında sanki o en büyük korkuyu yaşatacak sana. Telefonu açmasa, ya da geç açsa nedenini anlayamasan, içini birşeyler yerken ona sorarsan bir açığını yakalarmısın acaba. Keşke birşey yapsa dahi haberin olmasa. Seni hep ikna etse, yalan olsa da hep duyman gereken, senin istediklerini söylese. Kaçmak için bahane mi arıyor, yoksa çoktan gitti, şu anda başkalarında haberin mi yok. Korkularının tamamını onun üzerinden yaşıyorsun. Hayatta sanki başka korku kalmadı, onunla birlikteyse artık ölmek bile artık o kadar önemli değil.

İçinde bir eksiklik hissi. Burada olması gerekirdi, en zor anında, en kolay anında, her anında boşluğunu doldurması gerekirdi. Şimdi nerde kimbilir. Arasan acaba abartmış mı olursun. Ya açmazsa sonrasında arayacak diye her dakikasını beklemesi daha zor. Aramasını beklemektense, konuşmamaya dayanmak daha kolay. Birşeyler yapıyorsada önemli değil, yeterki sonunda sana dönsün, senin olsun. Açıkca itiraf etmesende, ihaneti bile affedersin aslında. İşte o kadar vazgeçmişsin kendinden, o kadar teslim olmuşsun. Sen bile şaşkınsın hislerine. Hiç kimseye göstermediğin tahammülü gösteriyorsun. O mutlu olsun diye hayattan vazgeçiyor, yasaklıyorsun kendini.

Gelecek onun üzerine kurulu ama ya yarın yanında olmazsa, ya seni düşünmeden bir adım atarsa, bir seçim yaparsa geleceğe dair. Her şeyinle teslim olmuşken, ya seni terkederse. Senden daha güzeli, yakışıklısı varmıdır onun için, ya da akıllısı çıkarsa karşısına. Kimler senden daha üstün, onu nasıl koruyabilirsin. Yasaklamak mı lazım, yoksa serbest bırakmak mı. Yoksa bir bilene mi danışmak lazım. Zaten etrafındaki herkese anlatmışsın, feryat figan onlardan medet umup dert yanmış, acizliğini paylaşmışsın.

En kötüsü belki o seni tanımıyor bile, ya da sevmiyor, sen de bunu biliyorsun. sen kendi kendine yaşıyorsun bu kadar şeyi. Ne gam yeterki o orda olsun, yeterki o olsun.

Ey aşk, en zayıf yerimden, ümüğümden tutmuşsun sanki. Hareket edemiyor insan. İnsan insanlığından vazgeçse de doyuramıyor açlığını. İnsan sanki artık ondan nefes alıyor, en temel ihtiyaçları için ona ihtiyaç duyuyor. O artık korkular, eksiklikler, ihtiyaçların karşılanmayan kısmı ve inşallah geleceğinin tamamı.

Etiket :aşk hikayesi
Casper_m
22 Haziran 2008
01:08
Yorumlar :0
 
 
 
 

Aşkta Yarın Yoktur Sevgili...- Casper_m

 

Aşkta Yarın Yoktur..

Aşk bu dünyanın ölcüleriyle acıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır.

Gelir ve içimizdeki o cok eski bir şeye dokunur.

Sonra bir perde acılır ve yolculuk başlar.

Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler,

iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gercekliği vardır sevgili.

İnsan bir başka ışığa teslim olur...

image004

Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere,

derinlere doğru işlemeye başlar. İnsan korkusuz olur, daha derinden anlamaya başlar,

bilgelesir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur.

Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur.

Hem dışındadır dünyanın, hem de ta ortasında.

image005  
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır,

 yitirdikleri de... New York'ta, bir sokakta, kartondan kulubesinde yaşayan

kadının cıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki,

ama o, cıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...

image006  
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili,

kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla

hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...

image009

Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın degil, yokluğun acısıdır diye.

Belki de bu yüzden ilk gençligimde, o yoğun âşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez,

dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır,

insanları uykularından uyandırmak isterdim.

Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...

image008  
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o cileli çocukluğumuz geçer.

 Sevdigimiz insanların çocuklukları da...

Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer.

Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider,

hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...

image012

İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır.

Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır...

Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz,

oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgecilmez aşkların sızısıdır bu.

Bu sizi, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara...

Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi...

image016  
İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp,

soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi.

Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilğimizi, umutsuzluğumuzu...

image017

Birazdan sabah olacak...

Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler,

iş, anneler ve korkular başlayacak...

Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili.

Birbirimizi kandırmayalım...

image003

Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar ölürken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek...
Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak...
Aşkta yarın yoktur sevgili...

Etiket :aşk hikayesi
Casper_m
31 Mayıs 2008
21:08
Yorumlar :0
 
 
 
 

Yeşil Gözlüm - Casper_m

 
Yeşil Gözlüm
Günlerim karanlıkta kaybolan renklere benzemeye başlamıştı o günden beri.
Hayatımın ne zaman başladığını bilmiyorum ama, hayatımın son gününün o zaman olduğunu biliyorum.
Başlangıç olarak aslında ruhumun derinliklerinde bir fikir var.
Bir sonbahar günüydü ve hava serindi.
Bir iki saat önce, geçtiğim bu soğuk ve ürpertiçi ağaçların arasında annesini kaybetmiş bir çocuğun içinde kopan felaket gibi fırtına esiyordu.
Soğuktan kafamı kaldıramıyordum.
Vücudum buz tutmuş gibiydi.
Ağaçların arasından geçerken bilmediğim bir nedenden dolayı başımı kaldırdım.
Başımı kaldırmamla onun bahar yeşili gözleriyle cehennemin karanlıgında kaybolmuş gözlerim bir araya geldi.
Ne yapaçağımı şaşırdım az önce soğuktan donan bedenim şimdi günahlarından dolayı cehennem ateşine atılmış insanlar gibi yanıyordu.
Kız yanımdan geçerken,kalbimde onla beraber gitmek istedi.
Kızı gizlicene takip etmeye başladım.
Öyle kendimden geçmiştimki nereye gittiğimin farkında bile değildim.
Kız bir kapıdan içeri girmişti.
Kendime geldiğimde heyecanım iki kat arttı.
Ne yapacağımı şaşırmıştım.
Çünkü kız bizim mahalledeki bir eve girmişti.
Ne yapacağımı şaşırdım.
Koşarak eve gittim.
Kardeşime olan biteni anlattım ve yeri kalbime kazınmış olan evi gösterdim.
Kardeşim bana orda olan, senin dediğin şekilde oturan tek bir kızın olduğunu ve adının Merve olduğunu söyledi.
”Mervemi”ismi o anda kalbime kör hançerlerle kazındı.
Açımı çekiyordum anlıyamadım.
Kızla konuşmak istiyordum.
Ama o cesareti kendimde bulamıyordum.
Ruhum bu cesareti ararken.
Zaman hızla aktı.
Saniyelerdakikalara;dakikalarsaatlere, saatlerse günlere dönüşmüştü.
En sonunda ruhumun derinliklerindeki ateş cesarete dönüştü.
Gözümün önünden ağaçların arasındaki o gözler bir an olsun kaybolmuyordu.
Bilinçsiz bir şekilde kendimi kızın kapısının önünde buldum.
Uzun süre kapının önünde bekledim.
Bir kaç dakika sonra cesaretimi toplayıp kapının ziline bastım.
Kapı yavaşça açıldı. Kapıyı açan genç bir kızdı.
Gözlerine baktım gözleri ormanda gördüğüm o gözlere hiç benzemiyordu.
Kendimi toparladım ve Merveyi sordum?Kız birden ağlamaya başladı.
Kız ağlamaklı gözlerle Merve’nin dün akşam hastaneye kaldırıldığını ve bu sabah öldüğünü söyledi.
Birden kendimi kaybettim eve koştum.
Yüzümü yıkadım ve kafamı kaldırıp aynaya baktığımda, birden kalbim deli gibi atmaya başladığını hissettim.
Çünkü aynada kendi gözlerim yerine onun gözlerini görüyordum.
Koşarak evden çıktım.
Ormanda her zaman hayata küsüp dertlerimi ağaçlarla paylaştığım bi uçurum kenarı vardı.
Kenarına kadar yürüdüm.
Bir kaç dakka etrafı seyrettim.
Birden ağaçların arasındaki o gözler belirdi.
Onlardan başka hiçbir şey göremiyordum.
Bu sefer korkmuyordum.
Gözleri kaybetmemek için yürümeye başladım.
Birden ayaklarımın yerden kesildiğini hissettim.
Gözlerim karardı.
Hiç bir şey göremiyordum.
Ayaklarımdan yukarlara doğru garip bir açı vücudumu sarmaya başladı.
Birden bir ışık belirdi.Işığa doğru elimi uzattım.
Ve kendimi tekrar o ağaçların arasında buldum.
Kafamı kaldırdım gözleri aradım.
Tam kafamı ümütsizlik içinde eğerken elime bir elin dokunduğunu hissettim.
Kafamı kaldırdığımda bir an ağlamak istedim.
Çünkü O tam karşımdaydı.
Elimi tutmuş ve sadece gözlerimin içine bakıyordu…
Etiket :aşk hikayesi
Casper_m
11 Mayıs 2008
02:13
Yorumlar :1
 
 
 
 

Aşk Hikayesi - Asırlar Kadar Uzaksın

Asırlar Kadar Uzaksın...

Neşelerim gideli çok oldu, elimde hüzün tanecikleri. Sevgiler yerine kalbime kül doldu, ardımda geçmişin parmak izleri. Gitmelerden kalan, bitmez tükenmez bir hasret, günlerimin doğuşunda güneşte balçık var. Sensizliğin doğurduğu acılarım, karıştı yağmurlara ve her damlada balyoz oldu vurdu kalbime. . .

Yazılarım öksüz artık, anlamları yok. Sen gittin ya, artık benim yaşamama gerek yok. Işığını kaybeden bir insan, nasıl karanlıkta yolunu bulamazsa, sırtına bindirilen yükü, bir hamlede üstünden atamazsa, gittiği yoldan dönemezken, yalnızlığın acı türküsünü mırıldanıyorsa, işte hayat bitmiştir o zaman benim için. İşte o zaman bir daha filizlenmez baharım, işte o zaman gidenlerin ardından ağlarım, işte o zaman yas tutup geceleri gündüzlere katarım… Giden gittiğinde, nereye olduğunun önemi kalmaz artık. Gitmiştir, arkasından ağlamaktan ve gözyaşlarını ona adamaktan başka bir şey gelmez elinden, yok olursun. Sevda bu mudur diye sorarsın kendine sonra, bu mudur? O giderken, sen hareket bile edemeden, gidişini seyretmek midir sevda? Ardından karalar bağlayıp, onu başkalarının kollarında gördüğünde kahrolmak mıdır sevda?

Sevilmekle başlar insan hayata da, peki neden sevmekle son verir ki? Gözlerinde güneşi gördüğü kişiyi, neden her keresinde, yeniden kaybeder ki? Göremediği duvarların ardını bilemezken insan, ne var ne yok orada acaba, belki kocaman bir yılan, belki asırlar boyu hiç bozulmayacak kadar saf olan bir sevgi, bu ucu bucağı belli olmayan muammanın tam ortasına, neden yerleşmiştir ki? . .

Sevinçlerini yaşayıp, mutlu olabilmek için çırpınırken, neden her defasında bir çapanoğlu çıkıp da huzurunu kaçırır ki? . .

Uzaksın bana artık sevgilim, burnumun dibindesin, ama asırlar kadar uzaksın. . .

Gözlerin eskisi gibi bakmıyor artık gözlerime, beni ne kadar sevdiğini söylemiyorsun. Öyle üzgünüm ki, biz böyle mi olacaktık, böyle mi kopacak, böyle mi ayrılacaktık? Anlatamadıklarım var, söyleyemediklerim, dilimin ucundayken vazgeçtiklerim var, gidemememe sebepler var, anılar, geçirilen iyi ya da kötü günler var. Nedir beni sana böyle bağlayan, nedir vazgeçmemem için hiç durmadan savaşan? Yoksun, uzaksın sevgilim, burnumun dibindesin, ama asırlar kadar uzaksın. . .

Etiket :aşk hikayesi
Casper_m
03 Mayıs 2008
20:58
Yorumlar :0
 
 
 
 

Aşk Hikayesi - Öyle Birşeysin ki

Bir dilin bütün sözcüklerini kullansam, seni tarif edemeyeceğimi biliyorum. Ulaşılmaz oldu hep sana dokunmak,hissetmek...Ve dolu dolu yaşamak isterken seni,kocaman yanlızlıktı payıma düşen...

Payıma düşen herşeyi erteledim ama erteleyemediğim bir şey vardı,sana benziyordu. Su olsan dokunduğumda bozulurdun, bozulmayan bir şeysin...

Gidilecek bir yer olsan, sonu olurdu sevgimizin, sonu olmayan bir şeysin...

Uykuda görülecek bir rüya olsan, uyanırdım. Beni rüyamdan uyandıramayacak bir şeysin....

Seni, gözlerinden,üç ırmağın birleştiği yerden öpsem gözlerindeki sonsuz mavi ırmaklar dökülür yüreğime, içime ırmaktan öte dökülen bir şeysin...

Düşün ki; bir dağdan aşağı iniyoruz ve dünyada iki kişilik bir türkü kalmış, sevgiyle söylüyoruz, Öyle bir şeysin...

Seni düşündükçe yoruluyorum desem, dünyanın en büyük yalanı olur. Yalanım yok!

Bugünden yarına ne kalır bilmem ama sen kalırsın sevgilim.Tıpkı yatağı değişmeyen ırmak gibi. Bana hep kendimi hatırlatan bir şeysin...

Uzaksın, yakınsın, özlenensin ama bugün değil yarın gibi bir şeysin...

Fırtınalı bir denizin en sakin limanı sensin...

O limandaki tek yolcuda ben!

Etiket :aşk hikayesi
Casper_m
03 Mayıs 2008
20:02
Yorumlar :0
 
 
 
 

Aşk Hikayesi - Bir Kadının Güncesi

Rüzgarda kapatmayı unuttuğum pencereler gibi çarpıyor kelimeler kafamın içinde. Halimse, İstanbul'un yüzüme yansıması gibi.. Onun gibi her telden, içiçe, yitik ama hala görünür keskinlikte.. Şiirlerimi sayfa sayfa koparıp gemi yapmaya karar verdim. Mısraların hepsi sana ait zaten ama ya gemiler?

Merak etme gemilerden önce ulaşacak sana ait olan ne varsa. Hayallerimden mi konuşalım? Hayır bu iyi fikir değil. Onlarda günden güne seyrekleşiyorlar, tıpkı saçların gibi...Biraz daha bükülüyorlar. Onları yazsam, hepsi italik olurdu.. Gülme, valla öyle olurdu şekilce.

Birazdan, kentin kalabalığına karışacağım. Vitrinlere bakarken, onca renk arasında sevdiğim rengi arayacak yine gözlerim. Hani bir sürü fotoğrafa bakarız ama illa sevdiğimize dikkat kesildiklerimiz vardır, işte onun gibi şeyler dolduracak geri kalan günümü. Bir de biten parfümümün yenisini alacağım. Evet, O eşsiz, aziz, yüce Önderin doğum yılı ile aynı olan kokuyu kullanıyorum; 1881..

Sonra mı? Evime döneceğim ve mevsimden yana dertli tarafım çıkacak ortaya. Kar yağmıyor diye sızlanacağım.Senin bana verdiğin cam küreyi sallayıp, o masallardakine benzeyen şirin evin üstüne yağan yapay karları izleyeceğim bir müddet..

Duyuyor musun? Hayır tabi ki duymuyorsun!.. Bill Douglas'ın Sweet Dancer'ı yükseliyor odanın içinde. Seninle ortak yapımımız olan tabloya bakıyorum.

Renkleri ne de güzel kullanmışız!..Sorumsuzca, özgürce..Fırça dansçı olmuş, gezindiği her yerde ayak izleri var..Elimde mi? Hayır fırça yok..Kadeh var içinde martini danseden. Havaya kaldırıyorum şimdi onu, tabloya, sana, hayata, bana...

Hayata kaldırmışken aklıma geldi de, bir ara hayatıma anlam yüklüyordum ama yarıda kalıyordu. Her defasında errorle mücadele edip durdum. Hani bir tişörtüm vardı anımsadın mı? İstanbul loading.. diye. İşte onun gibi..

Bazen insan kendini trafik lambasındaki sarı ışık gibi hissediyor. Varolduğu belli fakat işlevselliği yok. Bir çok şeyin tadı kekremsi ya da noksan. Çerçevesiz resim, resimsiz duvar, duvarsız çivi misali...

Tamam, tamam..Avaz avaz susuyorum valla. Kötümser miyim? Hiçte değil. Arada ruhhalime ters rüzgarlar esiyor, kötümser bir etek başıma geçiyor..Gözlerim görmüyor. Öyle bir karanlık hali işte..

Diyorum ki, yaptığım her şey sıfırsa, bir tek rakam yetecek günün birinde hepsinin başına. O an tüm sıfırların paha biçilemez bir anlamı, önemi ve yeri olacak. O gün hangi gün? Hangi ben olacağım bilemiyorum..

Yoo..tabii ki kendimi seviyorum. Ben yalnızca yapmak istediklerimden demvuruyorum bilirsin.. Ya sen ne yapıyorsun şimdi? Hala evinin arkasındaki o salıncak duruyor mu? Hoşlanırdım ondan biliyorsun..Senden daha çok hoşlanırdım o ayrı tabii..

Ben yazmaya doyamam ama şimdilik biraz doymuş gibi yapayım. Sayfa da biraz dinlenmiş olur böylece.Elimi kalemden çekip, hamurun içine bırakacağım az sonra. En sevdiğin kurabiyeler için. Hımm..vanilyanın kokusunu alıyorum şimdiden...

Gökçe Gerçek

Etiket :aşk hikayesi
Casper_m
03 Mayıs 2008
19:31
Yorumlar :0